Teşkilatı Esasiye Nedir? Çok Kısa Bir Hikaye
Geçenlerde bir arkadaşımla otururken konu, Cumhuriyet’in temellerine, 1921 ve 1924 yıllarına geldi. Ben de ekonomi mezunu olarak hep sayı ve veri odaklı düşünsem de bazen tarihe de göz atmak gerekiyor, özellikle de bizim gibi gençlerin. O gün, “Teşkilatı Esasiye nedir?” sorusuyla karşılaştım. Hemen aklıma, çocukken okuduğum bir tarih kitabı ve sonrasında başımdan geçen bir iş hayatı anısı geldi. Hadi gel, çok kısa bir şekilde bu konuyu anlatayım.
Teşkilatı Esasiye ve Bir Hikaye Başlangıcı
İlkokul yıllarımı hatırlıyorum. Sınıfın arka sırasındaki çocuk, sürekli kitaplarla ilgilenir, tarihten ne kadar bahsederdi. Bir gün öğretmenimiz, “Cumhuriyet’in ilk anayasası olan Teşkilatı Esasiye’yi öğrendiniz mi?” diye sormuştu. O an, ne olduğuna dair bir fikrim yoktu ama o sınıftaki çocuk sanki bu konuda bir otorite gibiydi. Yıllar sonra, “Teşkilatı Esasiye nedir?” sorusunun cevabını daha da iyi anladım.
Teşkilatı Esasiye, aslında Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında devletin nasıl organize olacağına dair yazılmış bir belgedir. 1921’de kabul edilen bu belge, bir anlamda Cumhuriyet’in ilk anayasasıydı. Ama bildiğimiz anayasa metinlerinden farklıydı; devletin örgütlenmesini ve yönetimini belirleyen temel unsurları içeriyordu.
İçimden gelen ekonomist ben diyor ki: “Bu kadar kısa ve öz bir yazıya nasıl sığdırılır ki?” Ama anlatmaya devam edelim.
1921’de Bir Adım, 1924’te Bir Devrim
Teşkilatı Esasiye, özellikle meclisin ve hükümetin nasıl çalışması gerektiğini anlatıyordu. Osmanlı’dan yeni çıkmış, bir yanda Kurtuluş Savaşı’ndan zaferle çıkmış ve bir yanda Cumhuriyet’in ilk temelleri atılmaya başlanmış bir Türkiye vardı. Meclis, hükümet ve yargı arasındaki denetim mekanizmalarını belirleyen bir sistemdi.
Bunun hikayesi şöyle başlar: Kurtuluş Savaşı’nda zafer kazanılınca, yeni bir düzen kurmak gerekiyordu. Ama bu yeni düzen, neredeyse sıfırdan bir devlete dayanıyordu. İşte o dönemde, 1921’de çıkarılan Teşkilatı Esasiye, bu yeni düzenin ilk adımlarından biriydi. Devletin organları arasında güçler ayrılığını sağlayan bir düzeni getirdi. Herkesin hakkı vardı ama “kim kimle ne kadar iletişimde olacak?” sorusu, esasen Teşkilatı Esasiye ile yanıtlanıyordu.
İçimdeki ekonomist yine devrede: O dönemde, savaş sonrası dönemde, devletin ihtiyaç duyduğu bu denetim ve kontrol, gerçekten çok önemliydi. Birçok ekonomi modeline bakıldığında, devletin merkezileşmesi ve gücün sınırlı bir şekilde dağılması gibi kavramların temelleri burada atılmaya başlandı.
Teşkilatı Esasiye’nin Özellikleri
Hikaye biraz daha netleşiyor; 1921’de Türkiye, bağımsızlığını kazanmış ve yeni bir yönetim biçimi kurma yolundaydı. Teşkilatı Esasiye, halkın devletin yönetiminde daha etkin olmasını sağlayan bir yapıyı ön planda tutuyordu. Bu belgenin en dikkat çeken yanı, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun belirtilmesiydi. Ayrıca, meclisin yetkilerini sınırlayan, hükümetin de tek bir otoriteye dayanmadan, meclisle denetim altında olmasını isteyen bir yapıydı.
Peki, iş hayatıma dönecek olursam, Teşkilatı Esasiye ile ilgili öğrendiğimde, “Devletin organizasyonu aslında tıpkı şirket yapısı gibidir” diye düşündüm. Hani bir şirkette departmanlar vardır, yönetim birimleri vardır ve bunlar birbirinden bağımsız çalışırken, kontrol mekanizmaları oluşturulmuş olmalıdır. İşte o zaman, devletin de tıpkı bir şirket gibi organize edilmesi gerektiği fikri daha anlamlı geldi.
Verilerle destekleyeyim: 1921’de, Teşkilatı Esasiye kabul edildikten sonra, 1924’te Türk Cumhuriyeti’nin ilk anayasası kabul edilmiştir. Yani, 1921 belgesi bir geçiş dönemiydi ve Cumhuriyet’in gelişen ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirildi. O dönemin koşullarına göre bir geçiş düzeni olan Teşkilatı Esasiye, aslında Türkiye’nin demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne adım attığı ilk belgedir.
1924’e Geçiş: Teşkilatı Esasiye’den Anayasaya
Hikaye burada bitmiyor tabii. 1924’teki anayasa, Teşkilatı Esasiye’nin devreye girmesinin ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atacak olan anayasa kabul edildi. Buradaki geçiş, aslında bir ekonomik ve toplumsal dönüşümün simgesiydi. Yeni anayasa ile, halkın daha çok söz sahibi olduğu, daha modern bir Türkiye kurulmaya başlandı.
Ekonomist zihnimden bir gözlem: Ekonomik anlamda baktığınızda, Teşkilatı Esasiye’nin, özellikle devletin vergi toplama, ticaret düzenlemeleri ve hukuksal düzeni sağlama anlamında çok önemli bir rolü vardı. Çünkü devletin bu alanlardaki faaliyetleri, Türkiye’nin ekonomisini yeniden şekillendirecek ve büyütecek adımların atılmasını sağlayacaktı.
Sonuç: Teşkilatı Esasiye’nin Günümüze Yansıması
Yıllar sonra, Teşkilatı Esasiye’yi düşündüğümde, bana sadece bir yasa ya da anayasa değişikliği gibi gelmiyor. O dönemin koşullarında, sadece bir “yönetim düzeni” kurmak değil, aynı zamanda toplumun belki de daha uzun yıllar boyunca sürecek olan adalete, eşitliğe ve kalkınmaya dair ilk adımlarını atmak gibiydi. Benim için, iş dünyasında karar alırken de, her şeyin temele dayanması gerektiği gibi, devletin temeli de doğru kurulmalıydı.
Bu yazıyı yazarken, verilerle uğraşan biri olarak aslında tarih ve ekonomi arasındaki köprüleri kurmayı seviyorum. Çünkü her şeyin verileri ve anlatılacak bir hikayesi vardır. “Teşkilatı Esasiye nedir?” sorusunun cevabı da, aslında Türkiye’nin modernleşme yolculuğunun ilk adımlarından birini anlatan çok özel bir hikayedir.